Category Archives: Biyografiler

Robert Redford-Sundance Kid

rob1*18 Ağustos 1936,Santa Monica California Doğumlu.

*1978’de kurulan Sundance Film Festivalinin kurucularından. Festival dünya çapında en prestijli film festivallerinden biri olarak anılmakta

*Gerçek adı Charles Robert Redford Jr.

*Babası bir gaz şirketinde muhasebeci idi.Annesini genç yaşta kaybeden Redford bu dönemde elini neye attı ise başarısız olduğunu söylüyor.

*Aynı dönemde işlediği ufak tefek suçlardan dolayı ( başkasının arazisine izinsiz girmek gibi) kanunla başı belaya girdi.

*1954 senesinde liseden mezun olan Redford disiplinsiz davranışlarına rağmen Colorado üniversitesinden baseball bursu aldı.Ancak sporcu olmak yerine kendini alkole verdi.Okulu 1.5 sene sonra bıraktı.

*Avrupa’ya gitti ve artist olmaya karar verdi.Bu süre içinde politika,sanat ve kültür ile ilgilendi.Amerika’ya geri döndüğünde ülkesindeki kültürel ve politik gelişmelere daha fazla odaklanma fırsatını buldu.

*Robert Redford Amerika’ya dönünce Lola Van Wageman ile tanıştı ve çift 1958 senesinde evlendiler.New York’a taşındılar ve hemen ertesinde bir çocukları oldu.Redford bu dönemde Pratt Institute ve American Award Academy of Dramatic Arts’da öğrenim gördü.

*1959 senesinde eşi ile birlikte 5 ayık oğulları Scott’ı “Ani Ölüm Sendromu”ndan dolayı kaybettiler.Çiftin daha sonra 3 çocukları oldu.Shuana,Amy ve oğulları Jamie.Çift 1985 senesinde boşandı.

*Bu ölüm üzerine Redford kendini tiyatroya ve aktörlüğe verdi.İlk rolü Broadway’de 1959 senesinde sahnelenen bir komedi olan “Tall Story” oldu.Rolü küçüktü.

*Daha sonra 1960 senesinde drama “Little Moon of Alban”’da Julie Harris ile oynadı.

*İlk ciddi rolü ve kariyerindeki dönüm noktası 1963 senesinde başrolü oynadığı ve taze bir avukatı canlandırdığı romantik komedi “Barefoot in the Park” filmi oldu.

*Daha sonrasında bir diğer film onu star yaptı.1969 senesinde Paul Newman ile oynadığı “Butch Cassidy ( Paul Newman) and Sundance Kid ( Robert Redford)” çok başarılı oldu.rob3

*Robert Redford kariyeri boyunca seksapel imajlardan ve sevimli oğlan tiplemelerinden çok onu zorlayacak projelere yöneldi.1969 senesinde “Downhill Racer” ve “Tell Them Willie Boy is Here” filmlerini yaptı.

*1972 senesinde yaptığı politik drama “Candidate” politik seçim kampanyalarının karanlık yüzünü ortaya koyan bir film oldu.

*Bu arada Robert Redford 1960 larda Utah’da arazi satın almış ve seneler geçtikçe de bu araziyi büyütmeye ve üzerine yatırım yapmaya başlamıştı.Arazi seven bir adam olmasından ziyade çevre dostu olması onu buna itmiştir. 1970’lerde ölüm tehditleri almasına rağmen Utah’daki araziden vazgeçmedi.

*1973’de Barbra Straisand ile oynadığı “The Way We Were” çok başarılı oldu ve Robert Redford ilk Oscar adaylığını aldı.Aynı dönemde yaptığı “The Sting”’de Paul Newman ile birlikte rol aldı.1974’de “The Great Gatsby” filminde rol almıştır.

*1976’da rol aldığı politik hikaye olan “All the President’s Men”’de Dustin Hoffman ile oynadı.Film Watergate skandalı ile ilgili idi.

*1980 senesinde çevirdiği “Brubaker” oldukça başarılı oldu.1980’lerde yaptığı “Ordinary People” ile Redford sadece yakışıklı bir oyuncu olmadığını kanıtladı.Filmi Redford yönetti.Başrollerini Mary Tyler Moore,Timothy Hutton ve Donald Sutherland’ın oynadığı film Robert Redford’a ilk Oscar’ını getirdi.En iyi yönetmen ödülünü aldı.Bu arada Sundance Film Enstitüsünün kurulmasına yardımcı oldu.Enstitü bağımsız film yapımcılarına bir umut ışığı oldu.

*1984’de “Natural” ve 1985’te Meryl Streep ile “Out of Africa” filmlerinde rol aldı.Ayrıca diğer bir film yönetti “Milagro Beanfield War” ( 1988)

rob2*1990’da “Havana” filminde oynadı ve1992’de aile draması olan “A River Runs Through It” adlı filmde Brad Pitt ve Tom Skerritt ile oynadı.Hemen sonraki yıllarda “Quiz Show”’u ve 2000 senesinde de “The Horse Whisperer”’i çekti.Bu filmlerde yönetmen,yapımcı ve oyuncu olarak çalıştı.”Quiz Show” ile Oscar’a en iyi Yönetmen daıında aday oldu.Ödülü “Forest Gump”’a kaptırdı.

*Robert Redford 2000’li yıllarda çok seçici davrandı ve 2001’de “Spy Game” ve “The Last Castle”’de,2005’te “Unfinished Life”, 2007 senesinde “Lions for Lambs” isimli politik dramada oynadı.Kendisine Tom Cruise ve Meryl Streep eşlik etti.Film çok başarılı olmadı.Robert Redford 2002 senesinde Academy Onur ödülünü almışır.

*2009 senesinde ressam Sibylle Szaggars ile evlendi.Çift 1990’lardan beri birlikteydi.

*Yönetmen olarak çektiği “Conspirator” 2011 de seyirci karşısına çıktı.Film Abraham Lincoln’un suikastinin bir kadın tarafindan gerçekleştiğini anlatıyordu.Daha sonra hem çekip hem de yönettiği “The Company you Keep”  filminde Shia LaBeouf ile oynadı.

Not:Robert Redford’un tüm filmografisi ,çektiği filmler yukarıdakilerden fazladır.En önemlilere yer verilmiştir.

Mart 2013

 

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Biyografiler

Bay Meraklı-La Linea ( Bay Çizgi)

bay*Yaratıcısı Osvaldo Cavandoli (1 Ocak 1920-3 Mart 2007)-İtalyandır.

*1936-1940 senelerı arasında Alfa Romeo’da teknik tasarımcı olarak çalışmıştır.

*1943 senesinde karikatürle ilgilenmeye başlamış ve ünlü çizgi karakter Calimero’nun yaratıcısı Nino Pagot ile çalışmıştır.

*1950 senesinde bağımsız yapımcı ve director olarak çalışmıştır.

*Çok basit bir çizgi karakter olan Bay Meraklı ( La Linea- Çizgi) ile 1969 senesinde parlamaya başlamıştır.

*Çizgi bizdeki adı ile Bay Meraklı beyaz bir kalemle hayat bulmuş ve ünlü italyan mutfak gereçleri markası Lagostina markasının reklam yüzü olmuştur.

*La Linea Çizgi filmi 90 bölümden oluşmaktadır.

*Serinin müziği Franco Godi tarafından bestelenmiştir

*Bay Meraklı ( Bay Çizgi) Carlo Bonomi tarafından seslendirilmiştir.

Şubat 2013-Sibel Toy

Yorum bırakın

Filed under Araştırma, Biyografiler

Telli Kavak- Aydın Gün

Bir telli kavak büyürdü,
Daday’ın Çiydere köyünde usuldan usuldan.
Yerin karanlığından azad olmus,
Aydınlık sular yürürdü ayaklarının ucundan.
Kendi halindeydi telli kavak.
Geceleri gökyüzüne bakarak,
Samanyolunu düşünürdü yaprak yaprak.
Başka sey de dilemezdi.
En uzak rüzgarlara kaptırmıştı başını;
Ona konmayan kuşa kuş,
Ona değmeyen rüzgara rüzgar da denmezdi.

Gel zaman git zaman,
Kızını everecekti Çiydereli Halil
Cebindeki yetmezdi.
Bir gece sabaha karşı;
Ver yansın ettiler baltayı ayak bileklerine Telli’nin.
Uyanıverdi ilk vuruştan
Aman,dedi telli kavak;kıyman!
Sular bulandı ayaklarının ucundan,
Yapraklar yalvardı hep bir ağızdan;vurman!

Aman zaman dinler miydi Çiydereli Halil
Kızını everecekti,cebindeki yetmezdi.
Yıkılıverdi telli kavak,
Ortasına gecenin boylu boyuncak.
Oldu mu ya,dedi telli kavak
Böğründe duran baltaya;
Yaşayıp gidiyorduk şunun şurasında.
Kim gönderecek şimdi selamını suların,
Samanyoluna yaprak yaprak?
Ne olacak şimdi rüzgar?
Kuşlar nereye konacak?

Ordan oraya atıldı telli kavak
Elden ele satıldı.
Boynuna dört demir takıldı
Çankırı’ya beş mavzer atımı uzak,
Bir tepenin duldasına cakıldı.
Telefon direği oldu telli kavak.
Vınladı durdu telefon telleri boynunda.
Samanyoluna baktı geceleri.
Suları düşündü ayaklarının ucunda,
Yapraklarını düşündü,
Rüzgarı düşündü avcunda,
Gözleri dolu dolu oldu.
Bir türkü tutturdu en sonunda;
‘Telefonun tellerine,kuşlar mı konar
Herkes sevdigine cicim,böyle mi yapar?’

Aydın Gün

Aydın Gün Kimdir?

Carl Ebert’in asistanı olan Tenor Aydın Gün Türkiye’de operanın gelişmesine çok büyük katkıları olan değerli bir kültür sanat insanıdır. 19 Şubat 1957’de Ankara Devlet Operasında sahnelenen ve Van Gogh’un hayatı üzerine kurgulanan operanın rejisi Aydın Gün’e aitti. Gün, operayı Ankara dışına taşımak ve İstanbul’da ikinci bir opera oluşturmak için çok çalıştı. Türk operasına daha başından beri damgasını vuran kişilerden biri olan Aydın Gün, yöneticiliğinin yanında birçok eserde başrolleri üstlenmiş ve eserler sahneye koymuştu. Aydın Gün bu birikimini İstanbul’a taşımış; İstanbul Belediyesi Şehir Operasını açmak için bütün hazırlıkları tamamlamıştı. 19 Mart 1960’ta Tepebaşı Tiyatrosunda “Tosca”‘yı seslendirmek için perde açıldı. Dönemin Belediye Başkanı Kemal Aygün’ün de desteğiyle sanat hayatımıza kazandırılan İstanbul Operası, bu tarihten sonra birbirinden güzel eserleri sahnelemeye başlamıştı. Aydın Gün, 1950’li yılların sonlarından itibaren opera klasiklerinden yaklaşık 40 yapıtın rejisini yaptı ve yurtdışında operalar sahneledi. 1951 yılında Rigoletto rejisiyle büyük başarı kazandı. Bunun üzerine devlet tarafından Viyana’ya gönderildi. 1957 yılında Klagenfurt Operası’nda Turandot ve Rigoletto’nun rejisörlüğünü üstlenmiştir. 1966 yılında Paris’te Giacomo Puccini’nin “La Funcuilla del West” operasını, 1972 yılında Nantes kentinde Giuseppe Verdi’nin “Aida” operasını sahneledi. Aydın Gün, Devlet Operası Genel Müdürlüğü ve Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin Sanat Yönetmenliği gibi görevlerde bulundu, Avrupa Konseyi Kültür Ödülünün yanı sıra 1988 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırıldı. İKSV İstanbul Festivali’nin oluşumunda ve gelişiminde büyük katkıları olan ve bir dönem de CRR’nin Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Gün, 1990’larda Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.’nde Kültür-Sanat Danışmanı olarak çalıştı, Yapı Kredi Sanat Festivali ve bankanın özel etkinlikleri çerçevesinde 1994-1997 döneminde gerçekleştirilen ikiyüzü aşkın başarılı uluslararası ve ulusal sahne performansının organizasyonunda çok etkin bir rol üstlendi. Aynı dönemde, Yapı Kredi’nin yayınladığı “Büyük Besteler Büyük Ustalar” CD’leri başta olmak üzere çeşitli müzik projelerinde değerli müzisyen Bekir Sıtkı Sezgin’le eşgüdüm içinde çalışan Aydın Gün, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından gerçekleştirilen uluslararası resim sergilerinin projelendirilmesi sürecinde de değerli katkılar koymuştur. İlki 1995 yılında gerçekleştirilen, Yapı Kredi’ye kültür-sanat organizasyonları alanında IPRA’dan altın madalya kazandıran ve bankanın 2000 yılında son verdiği Yapı Kredi Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması’nın fikir babası ve kurucusu olan Gün, 1990’ların sonunda, eşi Azra Gün ve oğlu, ressam Mehmet Gün’le Berlin’e yerleşti. Aydın Gün, sahne sanatları ve resim başta olmak üzere kültürel ve sanatsal alandaki çalışmalarını Berlin’de sürdürmekteyken, 90 yaşında yaşamını yitirdi.www.tarihtekiler.com

 

 

Yorum bırakın

Filed under Biyografiler, Şiir

Whitney Houston-Dostum da Düşmanım da Benim Diyen Kadın

*Gerçek adı Whitney Elizabeth Houston.

*Whitney Houston Newark-New Jersey Ağustos 1963 doğumlu.

*Dionne Warwick annesinin kuzeni,Aretha Franklin vaftiz annesi.

*11 yaşında iken New Jersey’de kilise korosunda söylüyordu.İlk albümünü 1985 senesinde yaptı.

*Annesi Cissy Houston’da kilisede şarkı söylüyordu.

*Liseyi katolik kızların gittiği NewJersey’de Caldwell’de okudu.

*Chaka Khan, Gladys Knight ve Roberta Flack’ten etkilendiği bilinmektedir.

*6 Grammy, 30 Billboard,22 American Music Awards sahibi.

*Toplam 400 ödül ile Guinnes Rekorlar kitabına girdi.

*1987’de Barbie Bebeğe ilham veren bir idol oldu.

*Coca Cola’nın 1986 ve 1988 reklam kampanyalarında yer aldı.

*Eski eşi Bobby Brown ile bir ödül töreninde tanıştı.1992’de evlendi.Uyuşturucu bağımlılığının eşi ile birlikte başladığı söyleniyor.

*80’lerin ve 90’ların iyi kızı olan Whitney Houston 90’ların sonunda röportajlara geç gitmeye, konserleri iptal etmeye ve agresif tavırlar göstermeye başladı.

*Karı koca 2000 senesinde Hawaii havalimanında bagajlarında marijuana ile yakalandılar.

*2002 senesinde kokain,marihuana,reçeteli ilaç ve alkol kullandığını itiraf etti.

*Bir kız cocuğu var.Bobbi Kristina Houston Brown Whitney Houston’un tek çocuğu, Bobby Brown’un dördüncü çocuğu.

*Mezzo soprano sesi ile Beyonce,Alicia Keys,Celine Dion,Marian Carey’e ilham verdiği söylenir.

*Albümleri dünya çapında 170 milyon sattı.

*7 albümü var.

*1994’te Nelson Mandela’nın aday olması ve Güney Afrika Başkanı olarak seçimi kazanmasının ardından Güney Afrika’da konser verdi.Konserin geliri Güney Afrika’ya bağışlandı.Bu olay Güney Afrika’nın en büyük organizasyonu olarak duyuruldu.

*2005 ve 2006’da tedavi gördü.2007’de Bobby Brown’dan boşandı.

*Başrolünü Kevin Costner ile paylaştığı ilk filmi olan 1992 yapımı Bodyguard filminin soundtracki 37 milyon sattı.I will always love you şarkısı unutulmazlar arasına girdi.

*Houston’un son filmi Ağustos 2012 de vizyona girecek.

*Whitney Houston 11 Şubat 2012 senesinde kaldığı otelde ölü bulundu.

Şubat 2012

Yorum bırakın

Filed under Biyografiler

Seabiscuit-Peksimet-Mucize

Seabiscuit nam-ı diğer Peksimet Amerika’da en büyük ekonomik krizlerden biri olan ve Büyük Buhran ismiyle anılan dönemde Amerikan halkının umut sembolü olan bir yarış atı idi.Bir şampiyondu ve hala bir efsane olarak anılmakta.

2003 senesinde Seabiscuit’in(bizdeki gösterim adı Zafer Yolu) filmi yapıldı.Jeff Bridges ve Tobey Mcquire’in oynadığı Seabiscuit Oscar’a aday oldu.

Peki Seabiscuit neden Umut oldu? Ne idi Seabiscuit’i özel yapan?

Seabiscuit Mayis 1933’de dünyaya gelen bir tay idi.Babası şampiyon Hard Tack,dedesi gene şampiyon Man o War idi.Babasının isminin ardından gene Hard Tack anlamına gelen denizcilerce kraker olarak yenilen Seabiscuit yani peksimet ismini aldı.

Seabiscuit Kentucky’de bir çiftlikte yetişti.Sahibi Gladys Mills Phipps isimli bir bayan idi.Ufak bir at idi,yumru yumru bir dize sahipti,yemek ve uyumaktan başka birşey yapmıyordu.Onu eğiten Sunny Jim Fitzsimmons Safkan yarış atlarının yarıştığı yarışlarda ödül ve tecrübe sahibi olarak Seabiscuit’de potansiyel olduğunu görmüş ancak hayvanın çok tembel olduğunu düşünüyordu.Küçük yarışlarda koşturuluyordu.Yarıştığı ilk 10 yarışı kaybetti.

Seabiscuit iki yaşına geldiğinde 35 defa yarışa katıldı.5 tanesinde birinci,7 tanesinde ikinci gelebildi.Seabiscuit’in yavru iken annesinden koparılmasının sendromunu atlatamadığı ve bunu hiçbir zaman atlatamayacağı savunuluyordu.2500$’a satılığa çıkarıldığında alıcısı yoktu.

Bir sonraki sezonda Büyük Buhran sırasında iflas etmiş,çocuğunu araba kazasında kaybetmiş,eşi tarafından terkedilmiş gelmiş geçmiş en iyi Buick marka arabaları satan araba satıcısı olan Charles S.Howard’a (1877-1950) 8000$’a satıldı.

Seabiscuit’in yeni çalıştırıcısı Tom Smith alışılagelmedik yöntemlere sahip biriydi.Smith Seabiscuit’i Kanadalı jokey Red Pollard ( 1909-1981) ile eşleştirdi.Red Pollard normal jokeylere göre uzun biriydi ve sağ gözü görmüyordu.O yıllarda jokeyler idman sırasında pek kask takmazlardı ve bir idman sırasında bir atın nalı ile taş fırlatması sonucu sağ gözünü kaybetmişti.

Seabiscuit ile eşleştiğinde Red Pollard Mexico ve Batı’daki yarışlarda tecrübe edinmis bir jokey idi.22 Ağustos 1936’da Detroit’de Seabiscuit ve Red Pollard çifti ilk yarıştığında kimseyi etkileyemediler.Ancak hızla gelişme sağlandı ve sonraki 8 yarışta Seabisciut ve Red Pollard bir çok kez yarış kazandı.Kazandıkları yarışlar 5600$ ödüllü Detroit Handicap,7300$ ödüllü New York’taki Scarsdale Handicap idi.

1936 kasımında sahibi Charles S.Howard ve eğiticisi Tom Smith Seabiscuit’i trenle California’ya götürdüler.1937 senesinde California’nin en prestijli ve 125,000$ ödüllü ( bu yarışın 2010 ödülü 2 milyon dolardır) Santa Anita yarışında Seabiscuit yarışı şampiyon at “The Hundred Grander” a rağmen kolaylıkla kazandı.

Ne yazıkki Seabiscuit ikinci yarışında kötü bir performans sergiledi Rosemont isimli at ile çekiştiği için 5.oldu ve San Antonio Handicap’i kaybetti.

Rosemont ve Seabiscuit Santa Anita Handicap’inde 1 hafta sonra yeniden karşılaştılar ve Rosemont bu kez burun farkıyla yarışı kazandı.Bu yenilgi Charles S.Howard ve Tom Smith için bir yıkım oldu ve tamamen jokey hatası olarak görüldü.Çünkü sağ gözü görmeyen Red Pollard Rosemont’un gelişini görememişti.Red Pollard bir gözünün görmediğini kariyeri boyunca saklamış idi.O ana dek..

Bu gerçek Red Pollard ve Seabiscuit’in başarısına gölge düşürmedi.Charles S.Howard Red Pollard’dan vazgeçmedi.Muhtemelen evlat acısını tatmış biri olarak Red Pollard’ı anlamaya çalıştı diyebiliriz.

Seabiscuit zafer kazanmaya devam etti ve 26 Haziran-Ağustos 7 1937’de 5 yarışın beşini de kazandı.1937’de Seabiscuit en fazla para kazandıran at oldu.Ancak War Amiral isimli at o dönemde en prestijli ödül olan Triple Crown’a sahipti ve Yılın Amerikan Atı ödülüne sahipti.

1938 senesinde 5 yaşındaki Seabiscuit’in başarısı devam etti.Ne yazıkki 19 Şubat 1938 senesinde jokey Red Pollard Fair Knightness isimli atı koştururken çok vahim bir kaza geçirdi ve attan düşerek sürüklendi.Fair Knightness Charles S.Howard’ın diğer atlarından biri idi.Red Pollard’in kaburgası ve kolu kırıldı.Charles S.Howard Red Pollard hastanede iken 3 farklı jokey denedi ve en son George Woolf’da karar kıldı.George Woolf başarılı bir jokey idi ve Pollard’ın dostu idi.

Woolf’un ilk yarışı Santa Anita’da idi ikili yarışta çok iyi mucadele etti ancak fotofinishte Stagehand isimli ata karşı kaybetti.

1937 -1938 senelerinde medya birçok spekulasyonlar çıkararak War Amiral ile Seabiscuit in yarışması için zemin hazırlıyordu.Kim en büyük mücadelesi idi bu.

2 at nihayet 3 farklı yarış için karşı karşıya gelmeye hazırlandılar.Karşılaşma Mayıs 1938’de Belmont’da olacaktı.Karşılaşma Seabiscuit yüzünden olamadı.

Bu arada Red Pollard iyileşip tekrar at binmeye başladı.Ancak 23 Haziran’da bindiği genç at Red Pollard’in kariyerinin sonu olarak nitelendirildi.Bacağını kırdı.

O sırada organize edilen ve oyuncu Bing Crosby’ye ait olan Ligaroti isimli at ile yapılacak yarış askıya alındı.Ancak yarış daha sonra Woolf’un jokeyliğinde gerçekleşti ve Seabiscuit kazandı.

Ve nihayet Seabiscuit War Amiral ile karşı karşıya gelmeye hazır idi.Maryland Pimplico Special’da 1 Kasim 1938 senesinde Seabiscuit War Amiral ileYüzyılın yarışı  olarak adlandırılan bir yarışta bir araya geldiler.1.91 km’lik bir yarış idi.Yarış için ülkenin dört bir yanından binlerce insan trenle geldi.40 milyona yakın insan radyodan dinledi.War Amiral 1’e 4 vererek favori idi.Seabiscuit’in jokeyi Woolf Red Pollard’dan aldığı özel tavsiyeleri uyguladı.Bunlardan en önemlisi Seabiscuit in asıl gücünün bacaklarında değil yüreğinde olduğu idi.Seabiscuit’in son dönemeçte rakibi War Amiral ile sağ taraftan göz göze gelmesi gerekiyordu,böylece daha fazla efor ile ileri koşabilirdi.War Amiral kendince tüm zamanların en iyi koşusunu gerçekleştirirken yarışı Seabiscuit kazandı.Ve Seabiscuit 1938 senesinde yılın atı seçildi.En çok haber yapılan konu oldu.

Ne yazıkki Seabiscuit o yarış sonrası sakatlık belirtisi gösterdi.Ön son ayağında problem çıktı ve bird aha yarışamayacağı söylendi.Seabiscuit çiftliğe geri döndü.O sıralarda bacağı kırık olan Red Pollard ile Seabiscuit iki yaralı asker gibi çiftlikte birbirlerini iyileştirmeye başladılar.Bu dönemde Charles S.Howard’in yeni karısı hemşire Agnes çok yardımcı oldu.Ve at ile binicisi tekrardan yürümeyi öğrendiler.Pollard o dönemle ilgili şaka yapıyordu 2 sakat bacak ama 4 sağlam bacağımız vardı diyordu Seabiscuit ile kendi bacaklarını kastederek.Pollard o dönemde alkolizmin kıyısından döndü.Seabiscuit onu iyileştirdi.

Zaman geçtikçe Pollard Seabiscuite yeniden binebileceğine inanmaya başladı.Ve kendine güveni geri geldi.

Charles S.Howard gelişmeden son derece memnun idi ,özellikle Seabiscuit’in yeniden yarışabilmesini çok istiyordu.Ancak Pollard’in sağlığı konusunda çok endişeli idi.Çünkü Pollard’ın bacağı hala çok kırılgan idi ve tekrar kırılır ise bir daha yürüyememe ihtimali vardı.

1939 Seabiscuit’in kondisyonu gün geçtikce yerine geliyordu.Sene sonunda calıstırıcı Tom Smith veterinere danıştı ve onay aldı.Seabiscuit’ Pollard binmek istiyordu.

Cift 1940 senesinde Santa Anita’da meydana çıktı.İnanılmaz bir performansla Seabiscuit 3.oldu.Bu derece ikisinin dönüşü için muhteşem bir derece idi.Seabiscuit’in rakibi Kayak II aslında idman partneri idi.Ayni sene iki at 121,000$ lik ödüle sahip Santa Anita yarışında karşı karşıya geldiler.Aynı yarışta Hundred Grander da vardı.Seabiscuit kendini gösterdi.O tarihlerdeki gazeteler Seabiscuit’in yoktan varoluşunu,cesaretini ve yüreğini manşetlere taşıdılar.Ve o donem Büyük Buhran’dan sonra hayata tutunmaya çalışan Amerikan halkına ilaç gibi geldi.

Kazanılan yarış sonrası 10 Nisan’da Seabiscuit’in emekliliği basına duyuruldu.Emekli olduğunda gelmiş geçmiş en çok para kazanan at ünvanına sahipti.California Ridgewood çiftliğinde emeklilik hayatını sürdüren Seabiscuit ziyaretçi akınına uğradi ve Sea Soverign,Sea Swallow isimli şampiyon atların babası oldu.SeaBiscuit ölene dek yaklaşık 50,000 ziyaretçi kendisini ziyaret etti.1947 senesinde ölen Seabiscuit in ne şekilde defnedildiği Howard ailesi tarafından sır olarak saklandı.

Seabiscuit in heykeli 23 Haziran 2007 senesinde Ridgewood Çiftliğinde dikildi.

ARALIK 2011

Yorum bırakın

Filed under Araştırma, Biyografiler, Editör'den

Şener Şen-%100 Biz

Şener Şen..Onu sevmeyen yok.Devasa çınarlardan.

26 Aralık 1941’senesinde doğan ve kariyerine onlarca film sığdıran Şener Şen aslında çok da sinema sanatçısı olmak istememiş.Babası oyuncu Ali Şen.Tiyatro’ya adamış önce kendisini.Sinemaya geçiş sonradan.

Oyuncu olmadan önce pazarcılık,işportacılık,şoförlük yapmış üstelik.3 sene doğu’da öğretmenlik yapmışlığı var.Bir yığın birikimi rollerine aktarmış belli.

Bugün aslında Kemal Sunal’ın doğumgünü..Ama Kemal Sunal gelince akla hemen Şener Şen de geliyor.Düşündüm de ya Şener Şen’i kaybedersek ne yaparız?Barış Manço’yu kaybettik, Kemal Sunal’ı kaybettik.Bir de Şener Şen’i kaybedersek nasıl dayanırız buna?

Tosun Pasa’daki “Lütfü”, Gülen Gözler’deki “Vecihi”..

Banker Bilo’daki “Banker Maho”,Çiçek Abbas’taki “Şakir”..

Sultan’daki “Bakkal Bahtiyar”, Eşkiya’daki “Baran”..

İkinci Bahar’daki “Ali Haydar”,Çöpçüler Kralı’ndaki “Zabıta Amiri”..

Onlarca film, onlarca karakter.. Köy filmlerindeki topukları poposuna vura vura koşan Ağa O..Neşeli Günler’de Münir Özkul’un palavlarına dayanamadığı “Ziyaa…”

Kendisini şahsen tanıma şerefine erişen şanslı insanlardanım ben.Kayhan Yıldızoğlu ile birlikte.Ara Café Beyoğlu’nda.Sene sanırım 2002 falandı.2 haftalığına Türkiye’ye gelmiş idim.New York’ta çalıştığımı öğrenince ayrı bir ilgilendi.”Eee gelince gezdirirsiniz beni belki New York’ta”dedi muzip bir gülümseme ile.Flört eder gibi tatlı bir sevimlilikle.Yumuşak, kibar.Hiç egosu yok.

Sonra Masada yanımıza bir erkek çocuğu geldi, İstanbul kartı satıyordu.Bir tane alıp Şener Şen’e ve Kayhan Yıldızoğlu’na uzattım.”Birşeyler karalıyıverin,bende bir İstanbul hatırası kalsın.” dedim.

Hala saklarım..

Sibel Gökmen-11 Kasım,2011

Yorum bırakın

Filed under Biyografiler

Amin Maalouf-Doğudan Bir Işık

Amin Maalouf

 

*25 Şubat 1949 Beyrut doğumlu.Ana dili arapça olmasına rağmen fransızca yazıyor.

*Annesi Türkiye doğumlu Maalouf dört çocuktan ikincisi.

*Annesinin ısrarı ile Beyrut’da üniversitede Fransızca Sosyoloji okudu.

*Lübnan iç savaşı 1975’e kadar Lübnan’da günlük bir gazetede direktörlük yaptı.1975’de Paris’e taşındı.Halen orada yaşamakta.

*Yapıtlarında çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini başarıyla işleyen Maalouf, 1983 yılında yayımlanan ilk kitabı Arapların Gözüyle Haçlılar ile tanındı.

*1993’te Tanios Kayası isimli romanı ile Fransa’nın en büyük ödüllerinden Prix Goncourt’a layık görüldü.

*En önemli romanları: Yüzüncü Ad,Afrikalı Leo,Ölümcül Kimlikler,Semerkant,Tanios Kayası,Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl,Işık Bahceleri,Doğu’nun Limanları.

*Kitaplarında genellikle doğuya ait öğeleri çok iyi işlemektedir. Doğuya ait gelenek ve görenekleri kitaplarında mutlaka tanıtır.

*Bir çok kitabında  Osmanlı- Türkiye üzerine yorumlara da rastlanmaktadır. Osmanlı ve Yavuz Sultan Selimin Kahire seferinde 8000 kişiyi katletme derecesinde öldürdüğünü Afrikalı Leo kitabında iddia etmiştir.

*Kitaplarında doğu halklarının neden geri kalmış olduğu konusunda sürekli analizler ve tespitler yapmaktadır.

*Semerkant eserinin konusu Ömer Hayyam ‘ ın Semerkant ‘ a gelişi ; burada yaşadıkları ve tarihe damgasını vuran eserinin oluşmasıdır.

*Çivisi Çıkmış Dünya’da Atatürk’e olan hayranlığını dile getirmiştir.

 

Tanios Kayası Romanından:

 

…..

 

Topu topu altı yüz kişi..

 

-Söz verdiğim gibi,kızımla birlikte geldik.Kuzenlerimiz de birlikte gelmek istediler.Ben de onlara ,”Şeyhin ülkesinde,her zaman kıvrılıp yatacak bir yer,açlığını giderecek iki zeytin bulunur.” Dedim.

-Evinizde, aileniz arasındasınız.

Büyük Jord derebeyi adamlarına döndü ve:

-Duydunuz ya,burada evinizdesiniz,dedi.Damadımın cömertliğini bilirim.

Bu sözler endişeleri gidermek üzere,fazlasıyla alkışlandı.

İlk günü bir hoşgeldin şöleni düzenlendi.Adet böyleydi.İkinci gün bütün insanları doyurmaya devam edildi,üçüncü günü de, dördüncü günü de,beşinci günü de…Yeni yıl ürünü henüz depolanmamıştı ve günde bir bazen iki şölen yüzünden,şatonun kileri çabucak boşaldı.Ne bir damla zeytinyağı,ne şarap yada rakı,ne un, ne kahve ve şeker,ne de kavurma kalmıştı.Zaten o yılın mahsulu bereketsizdi,hergün kesilen danaları,keçileri,koyunları,kümes hayvanlarını gördükçe,köyümün insanları,kıtlığın kapıda beklediğini düşünür olmuşlardı.

 

…Ancak olay,nezaket ölçüleriyle değerlendirilemeyecek  kadar garipti.Tam olarak o çerçeveye sığmasa da,yine de bir aile kavgasıydı.Büyük Jord derebeyi,kendine saygısızlık etmiş olan damadına kendine göre ders veriyordu ve bunu en iyi belirten de olanlardan sızlanan bir kadına verdiği cevapla Şeyha’nın kendisi olmuştu:”Git efendine söyle;bir hanımefendinin refakatindekilere bakacak gücü yok idiyse,köylülerinden biriyle evlenseydi!”İste konuklar da bu görüşteydi.Halkı katletmeye,köyleri yakmaya,şatoyu yağmalamaya gelmiş değillerdi…sadece ev sahiplerinin köküne kibrit suyu koymaya gelmişlerdi.

Sibel Gokmen-Eylül, 2011

 

 

Yorum bırakın

Filed under Biyografiler, Kitap