Category Archives: İş Hayatı

İş Hayatını masaya yatırıyoruz.

2012-En Çok Kazanan 10 Futbolcu

mes 1:Lionel Andres Messi:33 milyon Euro

Doğum Tarihi:24 Haziran 1987-Arjantin

Klüp:Barcelona

Futbola Başlama yaşı:8

2:David Beckham:31.5 milyon Euro

Doğum Tarihi:2 Mayıs 1975-İngiliz

Klüp:Los Angeles Galaxy

Futbola Başlama yaşı:17

3:Christiano Ronaldo:29.2 milyon Euro

Doğum Tarihi:5 Şubat 1985-Portekiz

Klup:Real Madrid

Futbola Başlama yaşı:8

4:Samuel Eto’o Fils:23.3 milyon Euro

Doğum Tarihi:10 Mart 1981-Kamerun

Klüp:Anzhi Makhachkala-Rus

Futbola Başlama yaşı:-

5:Wayne Rooney:20.6 milyon Euro

Doğum Tarihi:24 Ekim 1985-İngiliz

Klüp:Manchester United

Futbola Başlama yaşı:10

6:Sergio Aguero:18.8 milyon Euro

Doğum Tarihi:2 Haziran 1989-Arjantin

Klüp:Manchester City

Futbola Başlama yaşı:9

yaya7:Yaya Toure:17.6 milyon Euro

Doğum Tarihi:13 Mayıs 1983-Cote d’Ivory

Klüp:Manchester City

Futbola Başlama yaşı:13

8: Fernando Torres:16.7 milyon Euro

Doğum Tarihi:20 Mart 1984-İspanyol

Klüp:Chelsea

Futbola Başlama yaşı:4

9:Ricardo Kaka:15.5 milyon Euro

Doğum Tarihi:22 Nisan 1982-Brezilya

Klüp:Real Madrid

Futbola Başlama yaşı:7

10:Philipp Lahm:14.3 milyon Euro

Doğum Tarihi:11 Kasım 1983-Almanya

Klüp:Bayern Munih

Futbola Başlama yaşı:11

Ocak-2013

 

 

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Haberler, İş Hayatı

Uykusuz Nasıl Çalışılır?-Willie Geist

Sabah 5.30’da başlayan televizyon programının sunucusu olarak bana her zaman “Saat kaçta uyanıyorsun?”sorusu sorulur.İnsanlara alarmımın sabah 3.30’da çaldığını söylediğimde genelde şaşkınlıkla karşılıyorlar ve sonra “ah çok üzüldüm”bakışı atıyorlar başlarını sallayarak.Sanki beyin kanserim varmış gibi bir tepki veriyorlar.Sonra “Bunu hergün nasıl yapabiliyorsun?” diye soruyorlar.Sabahın köründe kalkma işini yaklaşık beş yıldır yapıyorum,dolayısıyla bu konuda taktik verebilecek kişilerdenim.Taktiklerim bazen işe yarıyor,bazen yaramıyor.İlkin vücudunuza yalan söylemelisiniz.Vücudunuzun bir an zayıf düştüğünü fark ettiğinizde ki bu bana çok sık olur,dört saatlik uykudan uyanmış olsanız bile vücudunuza dün akşam huzur içinde bir uyku çektin diye telkin ederseniz size inanacaktır.Bu taktik genelde birkaç saatliğine etkili oluyor,sonra vücut dolandırıldığını farkına varmaya başlayacaktır.Yalan söylediğiniz için vücudunuzdan özür diledikten sonra bir daha asla yapmayacağınıza dair söz verin ve bir barış teklifi olarak güzel bir tatlı ikram edin.Hayatta kalmanız.günün geri kalanında meşgül olmanıza bağlı.İşime tam konsantre olduğumda,aslında olduğum kadar yorgun hissetmediğimi anlıyorum.Modunuz düşerse motor da iflas etmeye başlıyor.Spor yapmak da ciddi anlamda yardımcı oluyor.Eskiden zayıf insanların spor yapmanın enerji verdiğini ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağladığını söylediğinde sinirim bozulurdu ama gerçekten haklılarmış.Günün ortasında yapılan bir egzersiz gerçekten insanı canlandırıyor ve birkaç saat daha kazandırıyor.Sakın biraz uyuklasam bir şey olmaz gururluluğuna ( yada toyluğuna) kapılmayın.Öğleden sonra hakim karşısına çıkmış yaşlı bir adam ya da kadın gibi hissedersiniz kendinizi.Ama akşam vakti bebek gibi uykumdan feragat etmeme neden olacak bir şey yapacaksam mutlaka gün içinde kestiriyorum.

Geist ,Way too Early With Willie Geist programının sunucusu ve MSNBC’deki Morning Joe’nun eş sunucusu. –BloomBerg Businessweek Dergisi’nden.

 

Temmuz 2012

1 Yorum

Filed under İş Hayatı

Radikal Olduğumu Söylerler-Mor İnek-Seth Godin

“Radikalsin” derler.

“Realistim” derim.

“Çok fazla talepte bulunuyorsun”derler.

“Siz vasatlığı hemen kabul ediyorsunuz” derim.

“Bu kadar değişimle başa çıkamayız” derler.

“İşiniz ve kariyeriniz tehlikede,başka ne seçeneğiniz var?” derim.

“İyi bir ürünün nesi var?” derler

“Wal-Mart veya Çin ya da her ikisi birden öğle yemeğinizi yemek üzere.Neden muhteşem bir deneyim sunmuyorsunuz?” derim.

“Derin bir nefes al.Sakin ol”derler

“Bunu Wal-Mart’a anlatın.Bunu Çin’e anlatın.Bunu Hindistan’a anlatın.Bunu Dell’e anlatın.Bunu Microsoft’a anlatın” derim.

“İnternet faydalı bir araç” derler

“İnternet herşeyi değiştirdi” derim.

“Teşvike ihtiyacımız var” derler

“Bir rüyaya ve hayalperestlere ihtiyacımız var” derim.

“İyi tasarım hoştur” derler

“İyi tasarım gereklidir “derim.

“İşi planla” derler

“İşi yap” derim.

“Daha çok kalıcı sadık çalışana ihtiyacımız var” derler.

“Üstlerine sürekli olarak çok geç kalmadan büyük bir sıçrama yapmaları gerektiğini söyleyen daha fazla “kaçığa” ihtiyacımız var” derim.

“İyi insanlara ihtiyacımız var “ derler

“Kurnaz yeteneklere ihtiyacımız var” derim.

“Çelik gibi kararlılıkta ‘daha iyisini yapabilirim’ diyen insanları severiz” derler

“Gözlerinde bir miktar manyak parıltı,hatta belki de kıkırdama olan ‘Dünyayı tersine çevirebilirim.Beni izleyin!’diyen insanları severim” derim.

“Elbette değişim gerekli” derler

“Şimdi devrim gerekli” derim.

“Hızlı takipçi” derler.

“Hasar görmüş ve yaralı lider”derim.

“Holdingleş ve taklit et” derler.

“Yenilik yap” derim.

“Pazar payı” derler

“Pazar oluşumu” derim.

“Geliş ve koru” derler

“Yık ve yeniden yap” derim.

“Huzur ver kardeşim” derler

“Duygularımı incit.Gururumu kır.İşimi kurtar” derim.

“Harvard mezunları arıyoruz” derler.

“Sert vuruş okulundan diplomasız doktora mezunları arıyoruz” derim.

“Kusursuz sicilleri olan çalışanlar istiyoruz”derler

“Asıl önemli olan kusurlardır” derim.

“Dürüstlük önemlidir” derler

“Bana her zaman gerçegi söyle yada yolun açık olsun” derim.

“Çeşitlilik iyi birşeydir” derler

“Çeşitlilik tehlikeli zamanlarda ekonomik kurtuluş için kesinlikle gerekli taze soluktur”derim.

“Planla” derler

“Test et” derim.

——

Temmuz 2012

1 Yorum

Filed under Kitap, İş Hayatı

Değişim-NLP-Davranış Sanatı

Hugh Jackman’a Conan O’Brian soruyor.”Hollywood’un en mütevazi ve iyi kalpli insanısın.Bunu nasıl başarıyorsun” Hugh Jackman cevap veriyor.”Bu işin piri ben değilim, George Clooney.Herşeyi O’ndan öğrendim”

Sonra George Clooney’in ilk karşılaşmalarda insanlara nasıl davrandığını ve durumu nasıl idare ettiğini anlatıyor;

”Bir ortama girer girmez sen fotoğraf çektirmek için ona doğru yönelince senden önce davranır,burnunun dibine kadar sokulur,hatırını sorar,iltifat eder,elini göğsüne koyar ve sen bu vücut temasının sarhoşluğu içinde iken de yanından uzaklaşıverir.Yani sen o sırada ne cep telefonu ile fotoğraf çekmeye vakit bulabilirsin ne de birşeyler konuşmaya cesaret.İşin gerçeği o yanında geçip gittiğinde yüzünde hoş bir tebessümle kalakalırsın”

Düşünsenize elde belkide bir hiçlik ama George ile göz göze gelmenin sana o tattırdığı dayanılmaz haz ve mutluluk.İki tarafında mutluluğu söz konusu. İşte idare etme sanatı.

Bu konu aslında NLP’ye de giriyor.Peki Nedir NLP?Hep duyuyoruz ya..Yaşam Koçlarında NLP sertifikam var diye.

Nöro: Yaşamdaki deneyimlerimizin beş duyumuz aracılığı ile algılanması ve işlenmesi.
Linguistik: Sözlü ve sözsüz iletişim ve davranışlarımız aracılığı ile düşüncelerimizi yansıtma tarzımız.
Programlama: Zihnimizin iç programlarını kullanarak düşüncelerimizi ve iletişimimizi belirlediğimiz ve arzuladığımız hedeflere ulaşacak şekilde düzenlemek.

NLP’nin doğum yeri Amerika.Belli becerilere sahip olan insanlarla ,bu becerilerde uzman olan kişiler arasındaki farkı irdeleyen NLP’nin amacı aslında bir çeşit mükemmel performans elde etmek.Performans da en çok aslında iş hayatında önem arzediyor günümüzde.Bir tür davranış bilimi.

Yani “Siz” deki en iyiyi ortaya çıkarma sanatı.

Mesela iş hayatına bakarsak araştırmalara göre çalışanların hayalkırıklıklarının başında yetki belirsizliği,hedef ve performans konusunda zayıf iletişim ve kaynak yetersizliği gelmekte.İletişim herşey.Ne yapıyoruz? Neden yapıyoruz? Yaptığımızda ulaşacağımız nokta neresi? Buna uygun muyuz? Bu ve bunun gibi sorulara verilen cevaplar birşeyi tamamlama ve başarma arzusu içinde olan çalışanlar için önemli.Çünkü bu bir takım oyunu.

Birçok çalışan kendilerine verilen görevi yerine getirebilmek için yeterli yetkilere sahip olmaları gerektiğine inanmakta.Takım oyunu burada da devreye giriyor. Yöneticiler çalışanlarla doğru iletişimi kurabilseler ve görevin amacını yani hedefi doğru aktarabilseler çalışanlar da görevlerine özveri ile sarılabilirler.Duygusal ve mental doyum çok önemli.

Aksi halde ufak bir detay gibi gözüken bu tür problemler şirkete uzun vadede zarar veriyor.Çünkü ne yapacağını ve ne yaptığını tam olarak bilmeyen bir çalışan psikolojik bıkkınlıkla başbaşa kalıyor.Emeğine saygı duyulduğundan bile emin olamayan birey bir süre sonra gayret göstermeyi bırakıyor ve verimliliğini kaybediyor.Yaratıcı olmaktan uzaklaşıp ezber iş yapmaya ve bir süre sonra da işinden sıkılmaya başlıyor.

NLP burada devreye giriyor ve bireyi tek tek ele alıyor.Derinine iniyor,ahlakı değerlerini sorguluyor ve bunlara anlamlar yüklüyor.

Sadece iş hayatı değil ilişkilerde de yol gösterici bir vasfa sahip.İlişkiyi nasıl kurmalısınız,nasıl sürdüreceksiniz gibi konularda rehberlik ediyor.Yaşam koçu denen yeni meslek tam da buna yoğunlaşan grup aslında.Hayatta egonuza yenilmeden neyi gerçekleştirmek istiyorsunuz,mesajınızı karşı tarafa nasıl ileteceksiniz,tam olarak ne istiyorsunuz ve ne bekliyorsunuz.Aslında bunun için illa bir uzmana ihtiyacınız var mi diye merak ediyorsanız bence yok.Bu kendini sevmek,kendini keşfetmek ve kendini merak etmekle ilgili.Aslında teknoloji ile donanan hayatımız ruhen bir o kadar fakirleşmiş durumda.Yasam kalitemiz belki yükselmiş olabilir ama sosyal bir varlık olan insanın sosyal kalitesi artık yerlerde sürünmekte.Mektup yazmıyor,aramıyor kim ne yapmış facebooktan takip ediyoruz.

Fatura ve ev,araba kredisi ödeyeceğim diye oradan oraya koştururken uykumuzun ve huzurumuzun kalitesi bile ortada.

Sevdiğimizle iletişim kuramıyor ama tüketen bir varlık halinde sürekli talepkar bir şekilde burnumuzdan soluyoruz.

Peki sonra ne oluyor?

Sonra Aşkım Kapışmak diye bir adamı goruyoruz tv’de.Kaybolduğumuz dünyada bir ışık.Hayran hayran onu izliyoruz.Aslında bildiğimiz şeyleri bize hatırlatsa da adam bizi mutlu ediyor,NLP sertifikası almış,bizim ruhumuza dokunuyor.Olduğumuz şeyden memnun olmuyor ve bundan nasıl kurtulmamız gerektiğini bilmiyoruz.Aşkım Kapışmak ve onun gibiler işte bize o yolu gösteren kişiler.Bunu öğrenmek için kesenin ağzını açıyoruz.

Aslında ödevimizi iyi yapsak,kendi ruhumuzun suyunu iyi versek,toprağımızı güneşe çıkarsak,kendimizi beslesek belki de o zaman o ele hiç ihtiyacımız olmayacak ve değişim cesaretini kendi içimizde bulabileceğiz.

Sibel Gökmen-Ocak 2012

Yorum bırakın

Filed under Araştırma, Editör'den, İş Hayatı

İLGİNÇ GERÇEKLER-5

ADIDAS VE PUMA

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Almanya’da bir kasaba Herzogenerauch’ta iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açarlar; Adolph ve Rudolph Dassler.

Savaş sonrası Adolph, Rudolph’a artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı imâlâthane açacağını söyler.Rudolph saşkındır. Ufacık kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı satın aldıklarını, ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu uyarıyı dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar. Gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet başlar. Rekabetleri doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar. İki kardeş ayrıldıktan sonra birbirlerine küsmüşlerdir ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıldır dargınlardır. Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenerauch’tadır.

Adolph Dassler’in ayakkabı şirketinin adı ADIDAS, Rudolph’un ki ise PUMA’dır.

ARALIK-2011

1 Yorum

Filed under Araştırma, İlginç Gerçekler, İş Hayatı

Organizasyonlara Dair 3 Ders

Ders 1.

Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak
kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı
konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder. Üzerine bir havlu alarak
merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı x’tir.

Kadın daha selam veremeden x “havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz
size anında 300 Euro veririm” der.

Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak
havlunun düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:
“Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal” der.

Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı
para ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra
Kabul eder.Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu
ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner.

Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar. “Arkadaşın x” diye
cevap verir kadın.

“Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro’yu getireceğini söylemişti, onu
getirdi o zaman.”

  1. Hikayeden çıkartılacak ders :Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın, paylaşın. Karar mekanızmasında belirleyici olabilir. Böylece yanlış anlaşılmaların ve
    dışarıya karşı kötü duruma düşmenin önüne geçebilirsiniz.

Ders 2 :

Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip
yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye
kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve
bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar.

Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın
kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağ elini
rahibenin bacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der : “Rahip, 129. ayeti
hatırlıyor musunuz ?”

Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye
özürlerini sıralar.Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar
dokunur.Vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir :
“Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?”

Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve “afedersin kardeşim,
insanoğlu zayıf düşebiliyor” der.Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin,ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur.
Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar
okumak için 129. ayet şöyle demektedir : İleriye gidiniz, daha yukarlarda
arayınız.Orada güzellikler bulacaksınız.

 

  1. hikayeden çıkartılacak ders :Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde fırsatları kaçırabilirsiniz.

 

Ders 3.

Pazarlamacı, şef sekreter ve personel müdürü bir öğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten de lambadan
cin çıkar.

“Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizler üç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğini gerçek yapacağım” der cin.

Şef sekreter arsızca atılarak “önce ben” diyerek sıranın önüne
yerleşir.”Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim
hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatıma girmesin” diye dileğini ifade eder.

Ve hoop, ortadan kaybolur.

Şimdi de pazarlamacı atılır ve “şimdi sıra bende” der.

“Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek
istiyorum” der ve hoop, o da ortadan kaybolur.

“Şimdi sıra sende” der cin Personel Müdürüne.

“İkisini de öğleden sonra işlerinin başında görmek istiyorum” der personel müdürü.

  1. hikayeden çıkartılacak ders :Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin.

ARALIK-2011

Yorum bırakın

Filed under İş Hayatı

ESKIMO’YA BUZ SATMAK

 

 

Satış konseptleri tartışıldığında sektörden bir arkadaş şöyle dedi.

 

Konsepte göre birine bir mal satmak istiyorsanız onu 10 kere aramalısınız.Ne diyeyim ben saçma olduğunu düşünüyorum.

 

Evet belki de satış yapar iken zaman ve efor harcıyor olabilirsiniz ancak bu harcadığınız efor yaratıcı bir sistem üzerinde yürümelidir.Ve bunun anlamı da kafayı 10 defa duvara vurmak değil. Tabiki satış demek biraz da ısrar demek ama bazı noktalar var ki 10 kere aramak yerine aşağıdaki noktalara odaklanmalı insan.

 

 

1-Doğru Hedef Kitle. Bir laf vardır.Eskimoya buz satmak. Evet bir eskimoya buz satmak yerine buza ihtiyacı olan birini bulsanız hiç de fena olmaz.

 

2.İlişki. Evet itiraf edelim güvendiğimiz insanlarla iş yapmayı severiz ve o güveni kazanmak da hiç kolay değildir.İlişkiyi kurmak ve güveni kazanmak zaman alır ve karşılıklı anlayış gerektirir.

 

3.Etki ve Prestij. Müşteriler bildikleri ve saygı duydukları kişilerin telefonlarına hemen cevap verirler.Mesela Mark Zuckerberg sizi arasaydı hemen cevap verirdiniz değil miJ? İşin esprisi bir yana bir dünya starı olmanıza gerek yok telefonunuza cevap verilmesi için.Bunu kazanmanın yollarını araştırın.

 

4-Ürünleriniz yada servislerinizin gerçek değeri ya yoksa ?.Belki savunduğunuz ürün o kadar değerli değildir ve bu yüzden belki de 10 kere arama yapmanız gerekmektedir birşeyleri sunabilmek için.Hiç düşündünüz mü? Sunduğunuz şeyi geliştirirseniz belki de 10 kere aramanıza gerek kalmayacaktır. Bir düşünün..

 

5-Gerçek Değer. Ürünlerinizin yada servislerinizin gerçek bir değeri olduğuna inaniyorsanız 10 kere aramanıza gerek yok.Net olarak neden sizi tercih etmesi gerektiğini belirleyin ve sunun yeter.Yararları sıralayın.

 

6-Doğru Sorulari Sormak.Müşterinin gerçekte neye ihtiyacı olduğunu bulup doğru soruları sormalısınız.Kendi ürününüz ve servisinize odaklanmak yerine biraz da buna odaklanmalı.

 

7-Talep Yaratmak.Satışta herkes bilir ki telefona cevap vermek aramaktan her zaman daha kolaydır.Kendinizi markalaştırın.

 

8-Yaklaşımınıza odaklanın ve geliştirin.İnsanlar eğer size ürün tanıtımı için yapılan aramalar artık oldu diyorsa bilin ki yeni kitabını size satmaya çalışıyordur.Eğer gerçekten dikkatinizi verirseniz bu tur aramalar her zaman yararlıdır.Yeter ki dinletebilin.

 

9-Yanlış kişiyi aramayın.Kararı kim veriyorsa onu arayın, gereksiz kişileri meşgül edip canını sıkmayın lütfenJ

 

10-Can sıkmayın.Eğer biri size Hayır dediyse 9 kez daha hayır diyebilir.Ve her seferinde inanın daha sinirli olacaktır.10 farklı kişiyi arayın. 1 kişiyi 10 kez aramak yerine.

 

Satışta başarı zaman alır, enerji gerektirir.Sabrınız ve bunu sağlayacak özelliklere sahip değilseniz belki de bu işle hiç uğraşmamalısınız.Gerçek ürün yada hizmet değerine sahip firmalar için çalışın.

Sibel Gökmen-Eylül 2011


2 Yorum

Filed under Editör'den, İş Hayatı