Category Archives: Kitap

Kitapları masaya yatıriyoruz.

Yılkı Atı-Abbas Sayar

yilki

Yazın abanı al, kışın ister al ister alma derler.Bunun burası kış…Kırk biçime girer.Bir bakarsın.karayelden,yıldızlamadan,poyrazdan esen yel lodosa çevirir.İnsana kar gibi, kara kor gibi değer.Tüm bir beyaz dünya bir günde tüm bir siyah kesilir.

Lodos üç gün sürdü.Ovada kar namına zırnık kalmadı.Ekin kökleri bütünüyle ortaya çıktı.Güzlük ekinlerin toprağı örtmeyen açık yeşil yaprakları iplik iplik dikeldi.

Dördüncü gün hava eski türküsünü mırıldanmağa başladı.Önce soğudu.Kar sularından vıcık vıcık olmuş ovada buz tutmaya başladı.Yel,yeniden poyraza döndü.Mavinin en güzeliyle pırıl pırıl ışıldayan gökyüzünün tadı kaçtı.Ufukta boz boz bulutlar boy gösterdiler.Öğle üzeri güneş bulutlara tutsak oldu.Bir daha da gözükmedi.Gökyüzündeki bozluk pürüzleşti,hafiften pus bağladı.Poyraz durmadan hızını artırıyordu.Fırtına,tipi geliyordu.

Dağlar çoktan kaybolmuştu.Sıra tepeciklere geldi.Her bir yön sargındı.Kar ovaya doğru homurdana homurdana iniyordu.

Yılkılıklar dağınık düzenden toplu düzene geçtiler.Kulakları bir süre dimdik kaldı.Yukarı kalkık başları birbirine sürtündü.Yeleleri rüzgar rüzgar uçuştu.Kar inmişti ovaya…Yel,ıslık çalmaya başlamıştı.

Aygır kişnedi.Ön saş ayağını sertlesmiş toprağa hırslı hırslı vurdu.Sonra tepelere doğru hızlı adımlarla yürüdü.Atlar peşine takıldılar.Bir tepenin kuytusuna geldiler.Yel yine de kuytuya dalıyor,tepeden sürüklediıi karları atların üzerinde tozutuyordu.

Her yöne çileli bir akşam indi.Fırtınanın azgınlığı arttıkça arttı.Yer gök bir olmuştu.Gökyüzü zulüm kusuyordu.Çok geçmeden yel ıslığını ulumaya çevirdi.

At çoğunluğunda şaşkınlık arttı.Aygır kişnedikçe yelelerini oynatıyorlar,kulaklarını dikiyorlardı.

En sonunda kurtların ulumaları da duyuldu.Gecenin şüpheleri artıyordu.Bu gece tekin bir gece değildi.Aygır da,atlar da bunu sezmişlerdi.Yerlerinde duramıyorlardı.Kurt ulumaları arttı.Sesler yaklaşıyordu.Bu,bir meydan savaşının ilk belirtileri idi.

—-

Eylül 2013

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Satranç-Stefan Zweig

SATRANC—-

Bir otelde özel bir oda,alabildiğince insancıl geliyor değil mi?Ama biz “önemli kişiler”i yirmişer yirmişer buz gibi bir barakaya tıkmayıp da oldukça iyi ısıtılmış,ayrı bir otel odasında barındırmaktaki amaçları,kesinlikle insancıl değil,tersine kurnaz bir yöntem uygulamaktı,buna inanabilirsiniz.Çünkü ağzımızdan gerekli “kanıt”ı almalarını sağlayacak baskı,kaba dayaktan ya da bedensel işkenceden daha incelikle uygulanmalıydı:akla gelebilecek en zekice soyutlama yoluyla.Bize hiçbir şey yapmadılar,bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler,çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz.Her birimizi tam bir boşluğa,dış dünyaya sıkı sıkıya kapalı bir odaya hapsetmekle,eninde sonunda dilimizi çözecek olan baskı,dayak ve soğuk yoluyla dışarıdan değil içeriden yaratılacaktı.Bana ayrılmış oda ilk bakışta hiç rahatsız etmedi beni.Bir kapı,bir yatak,bir koltuk,bir leğen,bir parmaklıklı pencere vardı odada.Ama kapı gece gündüz kilitliydi,masada hiçbir kitap,gazete,kağıt,kalem durmasına izin yoktu,pencere bir yangın duvarına bakıyordu;bütün çevreme hatta kendi bedenime bile tümüyle hiçlik egemendi.Elimden her nesneyi almışlardı,zamanı bilmeyeyim diye saati,yazı yazmayayım diye kalemi,bileklerimi kesmeyeyim diye bıçağı;sigara gibi en ufak bir sakinleştirici bile benden esirgendi.Tek bir söz söylemesine ve tek bir soruyu yanıtlanmasına izin verilmeyen gardiyandan başka bir insan yüzü görmedim,bir insan sesi duymadım;göz,kulak,bütün duyular sabahtan geceye,geceden sabaha kadar en ufak bir besin almıyordu,insan kendi kendisiyle,kendi bedeniyle ve masa,yatak,pencere,leğen gibi dört-beş dilsiz nesneyle çaresizlik içinde tek başına kalıyordu;suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan,kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta.

—–

Eylül 2013

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Kazan Töreni-Aziz Nesin

kazanVerem Olmak Lazım

Evlendik ya..Evlenince insan ne yapar? Ne yapılacağını bilmiyordun da,ne diye evlendin?Bilmez olur muymuşum? Bal gibi biliyorum işte..İnsan evlendi miydi,ilk işi kışlık kömürünü almaktır.Eşe dosta sorduk,bunun yolu nedir?

– Oooo.. dediler, alamazsınız.

-Neden?

-Alamazsınız da ondan..

-Hakkım değil mi yahu? Allah Allah…

Kim bana,kömür alamazsın dediyse,ona haktan,hukuktan sıkı bir konferans çektim.

Mahallemizin muhtarına gittim.On dakika kadar ihtiyarın öksürük nöbetinin geçmesini bekledikten sonra:

-Hangi takımı tutuyorsunuz ? diye sordum.

-Demokratları,dedi.

-Hah..Ben de o takımdanım,dedim,ben falan sokak filan numarada oturuyorum.Kömür almak istiyorum.Takım arkadaşı olduğumuza göre artık bizi gör.

-Şimdiye kadar nasıl kömür alıyordun?

-Hiç almadım.İlk defa alacağım.

-Buraya neden geldin?

-Efendim mes’ut bir aile yuvası kurdum.Bundan önce nerde akşam orda sabah.Şimdi mes’ut aile yuvamızdan kuşların kışın sıcak yuvamızda ısınmaları için kömür almak istiyorum.

-Sizin ve eşinizin geldiği yerden birer beyanname getirin.

Acele telgraflar,yıldırımla,cevaplı,teahhütlü mektuplarla bir buçuk ayda beyannamelerimiz geldi.Bu sefer muhtar:

-Kömür tevzi muessesesine dilekçe vereceksin! dedi.

Dilekçelerimizi verdik.Muhtarlıktan doldurulacak bir kağıt verdiler.Kim demiş kömür alamazmışım diye?…İşte kağıdını aldık.Muhtar kağıdımızı doldurdu.Tekrar kömür dağıtma yerine götürdük.Bir imza…Tamaaam…Kömür alır mıyım,alamaz mıyım,görsünler.İşte imzasını aldık.Efendim bizim halkımız istiyor ki,cebine koysun parasını :

-Ver bana bir ton kömür!desin şıp diye kömürünü alsın!

Hiç olur mu öyle şey?Burası bakkal dükkanı mi be? Bakkal dükkanına bile gidince sıranı beklersin.Burada bu kadar memur var,onlar ne iş yapacak?Oradan başka bir imzaya…İmzalar bitince en son masadaki memur gülerek:

-Kömür mü? dedi.

-Evet…Kömür, dedim.

Memurun yüzündeki gülümseyiş,biraz genişledi:

-Demek kömür istiyorsunuz?

-Neş’eli insanlara bayılırım.Ben de bu neş’eli,sevimli memur gibi gülmeye çalışarak:

-Ya…Kömür…Kömür istiyorum, dedim.

Dikkat ettiniz mi bilmem,bizde memurların çoğunun suratı asıktır.Halk hizmetinde olan bir adamın,halka surat asmasının manasını bir türlü anlıyamam.Memur büsbütün gülmeğe başladı.Sesli sesli gülüyordu.

-Kömür değil mi?

Ben de onun kadar gülerek:

-Kömür ya…Kömür,dedim.

Bir kahkaha koyuverdi.O kahkahayla güler de ben durur muyum?…….

—–

Haziran 2013

Yazar Notu: Aziz Nesin 1957 senesinde İtalya’da yapılan Dünya Mizah Yazarları Yarışmasında Kazan Töreni adlı yapıt ile birincilik kazanmıştır.Altın Palmiye alan bu eser ilk kez 1957 senesinde basılmıştır.

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Genç Bir Romancının İtirafları-Umberto Eco

kirmizi———————

İlk romanımı yazdığım sırada birkaç şey öğrendim.İlki şu:”İlham”,sanatsal açıdan saygın görünebilmek için hilebaz yazarların başvurduğu kötü bir kelimedir.Eski bir söz vardır,dehanın yüzde onu ilham, yüzde doksanı terdir,der.Fransız şair Lamartine’in en iyi şiirlerinden birini nasıl yazdığından sıkça söz ettiği söylenir: Bir gece ormanda gezinirken şiirin ani bir ilhamla,aklına eksiksiz geldiğini öne sürermiş.Ölümünden sonra çalışma odasında o şiirin pek çok versiyonunu bulmuşlar,yıllar boyu yazıp yazıp düzeltmiş şiirini.

Gülun Adı üzerine ilk eleştiri yazılarını yazanlar,onun parlak bir ilhamın etkisinde yazıldığını ,ama kitabın,kavramsal ve dilsel zorlukları yüzünden sadece mutlu bir azınlığa hitap edeceğini söylemişlerdi.Kitap büyük bir başari elde edince ve milyonlarca adet satılınca aynı eleştirmenler,böylesine popüler ve eğlenceli bir “çoksatan” tasarlayabilmek için benim kuşkusuz mekanik olarak gizli bir formül uyguladığımı yazdılar.Daha sonra kitabın başarısının anahtarının bir bilgisayar programı olduğunu öne sürdüler,ama kişisel bilgisayarların ve uygun yazılımların ancak 1980’lerin başında ortaya çıktığını unutuyorlardı,oysa o tarihte benim romanım basılmıştı zaten.

 

Haziran 2013

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Dinle Küçük Adam-Wilhelm Reich-İlk Basım 1948 Amerika

….Sayfa 84

dinleBüyük bir bunalım içinde,gelip gelip aynı soruları soruyorsun;

“Çocuğum çok inatçı,herşeyi kırıp döküyor,geceleri karabasanlarla uyanıyor,aklını derslerine veremiyor,kabızlık çekiyor,benzi soluk,yüreği katı.Ne yapmalıyım?Bana yardım et”

Ya da: “Karım bana karşı cinsel istek duymuyor,beni hiç sevmiyor.Bana işkence ediyor,sinir nöbetlerine tutuluyor,bir yığın erkekle geziyor.Ne yapmalıyım?Söyle!”

Ya da:”Yeni ve çok daha öldürgen,korkunç bir savaş patladı;oysa biz tüm savaşları önlemek için yapmıştık son savaşı.Şimdi ne yapacağız?”

Ya da :”Varlığıyla övündüğüm uygarlık,enflasyon nedeniyle çöküyor.Milyonlarca insan yiyecekten yoksun,ölüm açlığı içindeler,insanlıktan çıkıyorlar.Umutlarını yitirdiler.Ne yapmalıyız?”

“Ne yapmalıyım?” “Ne yapabilirim?” Sonsuz geçmişten beri,yüzyıllardır aynı soruyu soruyorsun.

Hakikati güvenliğe yeğ tutan bir yaşam biçimi içinde elde edilen büyük başarı ve bulgunun yazgısı şudur:Senin tarafından büyük bir açgözlülükle yalanıp yutulmak ve sonra gene senin tarafından dışkı olarak atılmak.

Büyük,yürekli ve yalnız olan birçok adam,ne yapman gerektiğini çoktan söyledi sana.Onların öğretilerini çarpıttın,kırıp döktün ve ortadan kaldırdın.Her seferinde onları ters tarafından yakaladın;büyük hakikati değil  de küçücük yanlışı yaşamının yolgöstericisi olarak gördün.

wilhelmEvini derme-çatma kurdun ve bütün bunları böyle yaptın,çünkü içinde yaşamı duyma yetisinden bile yoksunsun;çünkü çocuklarındaki sevgiyi daha doğmadan öldürüyorsun;hiçbir canlı ifadeye,hiçbir özgür,doğal davranışa karşı hoşgörülü davranamazsın,doğallığa dayanamazsın çünkü.Dayanamadığın için de,korkuyor ve şunu soruyorsun:”Bay Jones ne der?Yargıç Smith ne der acaba?”

Düşünürken de korkak davranüyorsun,Küçük Adam,çünkü gerçek düşünme eylemi,bedensel duygularla birarada gerçekleşir,sense bedeninden korkarsın.Pekçok büyük adam söyledi sana:”Aslına dön-içinden gelen sesi dinle-gerçek duygularının buyruğuna uy-sevgiyi yeşert,sev-“Ama onların sözlerine kulaklarını tıkadın;sağırdın sen,çünkü kulakların bu sözlerden sağır olmuştu.Söylenenler uçsuz bucaksız çöllerde yitti;hakikati söyleyen yalnızların sesiyse,senin korkunç boşluğun içinde,senin çöllerinde yokoluyor Küçük Adam.

İlk Basım-1948

Şubat 2013

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Paul Auster-Kış Günlüğü

winSayfa142-144

…..Joyce 1920’lerde Paris’teyken,yani bundan seksenbeş yıl önce bir partiye katılmış,yanına bir kadın yaklaşıp, “Ulysses’i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?”diye rica etmiş.Joyce sağ elini kadına uzatmak yerine havaya kaldırmış,birkaç saniye inceledikten sonra ,”Size şunu hatırlatayım madam,bu el başka işlere de yaramıştır,”demiş.En ufak bir ayrıntıya girmemiş,ama ne müthiş bir açıksözlülük ve aynı zamanda ne müthiş bir üstü kapalı söz,herşeyi kadının hayalgücüne bıraktığı için de çok daha etkili.Joyce kadının kendisine o elle ne yaparken hayal etmesini istemişti acaba?Belki kıçını silerken,burnunu karıştırırken,gece yatağında mastürbasyon yaparken,parmaklarını Nora’nın kukusuna sokarken,sivilcelerini patlatırken,dişlerinin arasında kalmış yiyecekleri alırken,burun kıllarını yolarken,kulaklarını temizlerken;işin can alıcı noktası kadına en iğrenc gelecek şey olmak üzere,boşlukları dilediğiniz sözcüklerle doldurabilirsiniz.Senin ellerin de benzer işlere yaradı,tabii herkesin eli bu işleri yapmıştır,ama çoğunlukla eller çok az düşünce gerektiren ya da hiç gerektirmeyen işlerde kullanılır.Kapı açıp kapamak,ampülü yuvasına takmak,telefon numaralarını çevirmek,bulaşık yıkamak,kitap sayfalarını çevirmek,kalemini tutmak,dişlerini firçalamak,saçını kurulamak,havluları katlamak,cüzdanından para çıkarmak,alışveriş torbalarını taşımak,metro kartını turnikeye okutmak,makinelerin tuşlarını basmak,sabah sokak kapısının önündeki merdivenden gazeteyi almak,yatak örtüsünü açmak,biletini tren kondüktürüne göstermek,sifonu çekmek,purolarını yakmak,purolarını kül tablalarına bastırıp söndürmek,pantolonunu giymek,pantolononu çıkarmak,ayakkabılarını bağlamak,parmak uçlarına tıraş kremini sıkmak,oyunlarda ve konserlerde alkışlamak,anahtarları kilitlere sokmak,suratını kaşımak,kolunu kaşımak,kıçını kaşımak,havalimanlarında bavulunu çekmek,bavulunu boşaltmak,gömleklerini askıya asmak,pantolononun fermuarını çekmek,kemerini takmak,ceketini iliklemek,kravatını bağlamak,parmaklarınla masada tempo tutmak,….win2

Aynı eller ( daha önce belirtildiği gibi) bazen insanları yumrukladı,üç ya da dört kez de büyük hayal kırıklıklarında duvarları yumrukladı.O eller yere tabak fırlattı,yere tabak düşürdü,yerden tabak aldı…..Ellerin çocuklarının gövdelerinden tuttu,çocuklarının kıçlarını ve burunlarını sildi,çocuklarını yıkadı,çocuklarının sırtlarını ovdu,çocuklarının gözyaşlarını sildi,çocuklarının suratlarını okşadı.Ellerin dostlarının,iş arkadaşlarının,akrabalarının omuzlarını sıvazladı.Ellerin insanları itti,dürttü,yerden kaldırdı,düşmek üzere olanları kollarından yakaladı,yürüyemeyenlerin tekerlekli sandalyelerini sürdü.Ellerin giyinik ve çıplak kadınların vücutlarına dokundu.Ellerin karının çıplak teninde yukarıdan aşağıya kaydı ve onun her yanına uzandı.Ellerin en çok oralarda mutlu,onu tanıdığın günden beri hep oralarda mutlu olduklarını hissediyorsun;çünkü George Oppen’in şiirlerinden bir dizeyle yorumlarsak,dünyadaki en güzel yerlerden bazısı karının vücudunda.

……………..

Winter Journal-Paul Auster 2011

ŞUBAT 2013

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Yazar Ormanları-Siz Okudukça Türkiye Çöl Olmayacak!

SabahattinOrmanlarımız bizim geleceğimiz, onları korumak da kitapseverler olarak çevreye borcumuz.

İstiyoruz ki biz okurken doğal ormanlarımız yok olmasın, yeşiller gelecek nesillere kalsın. İşte bu sebeple, idefix‘ten her sene satılan kitaplar için kesilen ağaçları doğaya geri kazandırıyoruz. TEMA ya da ÇEKÜL birlikteliğinde her sene gerçekleştirdiğimiz bu ormanlarımıza da, idefix üyelerinin oylarıyla belirlediğimiz yazarlarımızın isimlerini veriyoruz. Üyelerimizin oylarıyla belirlediğimiz ilk ormanımız Yaşar Kemal‘e (2009), ikincisi Nazım Hikmet‘e (2010) ve üçüncüsü  Sabahattin Ali‘ye (2011), dördüncüsü de Aziz Nesin’e (2012) ithaf edildi.

Umuyoruz ki; sizlerin de desteğiyle, daha pek çok yazarımızın adı, kurulacak olan yeni ormanlarda yaşamaya devam edecek.Idefix Yazar Ormanlari.

Idefix.com sitesinden alıntıdır.http://www.idefix.com/kitap/yazarormanlari.asp

Ocak 2013

Yorum bırakın

Filed under Haberler, Kitap